Zamanaşımı kavramı nedir? Hak düşürücü süreden farkları nelerdir?
Mevzuatta belirlenen süre içerisinde, işçilik alacaklısının alacağını elde etmek hususunda hareketsiz kalması, talepte bulunmaması yüzünden alacağını talep hakkını kaybetmesi aynı zaman da borçluya/işverene borcunu ödemeden süresiz kaçınma hakkı tanıyan süreye zamanaşımı denir.
Zamanaşımı süresi, bir defidir yani borçlu tarafından belirli bir süre içerisinde ileri sürülmesi gereken bir savunma niteliğindedir. Bu sebeple zamanaşımına yönelik defiler mahkeme tarafından resen dikkate alınmaz. Bu noktada kısaca hak düşürücü süreye ve zamanaşımından farkına değinmek gerekmektedir. Hak düşürücü süre, mevzuatta belirlenen süre içerisinde bir hakkın ileri sürülmemesi halinde o hakkın sona ermesine ve artık hukuk nezdinde ileri sürülememesine neden olan ve resen dikkate alınan sürelerdir. Oysaki az önce de ifade ettiğimiz üzere, zamanaşımı süresinin dolması ile hak düşmemekte fakat borçlunun buna dayanan savunması, defisi üzerine hak talep edilememektedir. Bir diğer fark ise, zamanaşımı süresinin işlemesinin durması veya kesilmesi mümkün iken (TBK. M. 153, 154), hak düşürücü sürenin işlemesi durmaz veya kesilmez.
Zamanaşımı süresi ile ilgili olarak örnek vermek gerekirse; İşçinin ödenmeyen ücretleri için işverence ödenmesi gereken günden itibaren işçi 5 yıl içinde talepte bulunmalıdır aksi halde zamanaşımına uğrayacaktır. İşçi ücret alacağı muaccel olduğu yani doğduğu tarihten itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde her zaman talep edilebilir, 5 yıllık sürenin dolmasından sonra da bu talep ileri sürülebilir fakat bu ihtimalde borçlu işveren için bir savunma niteliği taşıyan zamanaşımı defi ileri sürülerek bu talep bertaraf edilebilir ve borçlu işveren ücret alacağı ödeme yükümlülüğünden kurtulur. Borçlu işveren tarafından zamanaşımı defi ileri sürülmedikçe, ücret alacağının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı hususu mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınamayacaktır.
Hak düşürücü süre ile ilgili örnek vermek, İş Kanunu madde 20/1 uyarınca, iş sözleşmesi feshedilen işçi, geçersiz olduğunu düşündüğü fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içinde işe iade davası açmalıdır. Buradaki bir aylık süre hak düşürücü süre niteliğindedir. Eğer işe iade davası belirtilen sürede açılmaz ise işçinin işverene karşı artık işe iade davası açması mümkün değildir, zira sürenin geçmesi ile birlikte hak ortadan kalkmıştır. Buna rağmen işe iade davası açılır ise, borçlu işveren tarafından herhangi bir itirazda bulunulmasa dahi mahkeme tarafından bu sürenin geçip geçmediği kendiliğinden dikkate alınacak ve dava reddedilecektir.
İşçilik Alacaklarında Zamanaşımı Süreleri
4857 sayılı İş Kanunu’nda zamanaşımı süresi, 32. Maddenin son fıkrasında düzenlenmiştir. Fakat bu düzenleme sadece ücret alacaklarına (ücret, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri, ikramiye ve prim gibi ücret ekleri vd.) ilişkindir. Ücret alacakları dışındaki diğer işçilik alacakları hakkında Türk Borçlar Kanunu’ndaki 10 yıllık genel zamanaşımı süresi geçerli olacaktır. Ancak belirtmek isteriz ki, 25.10.2017 tarihinde yapılan son değişiklikle birlikte, 7036 sayılı Kanunun 15. maddesi ile 4857 sayılı İş Kanuna ek madde 3 eklenmiş ve eklenen bu ek madde ile tazminat alacakları yönünden zamanaşımı süresi tekrar belirlenmiştir. Bu konunun detaylarına aşağıda değineceğiz.
1-)Ücret, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri, ikramiye ve prim gibi ücret ekleri açısından zamanaşımı süresi:
Yukarıda da ifade edildiği üzere, kanunun 32. Maddesine göre zamanaşımı süresi beş yıldır ve süre alacağın muaccel olduğu andan itibaren işlemeye başlar. İşçinin devamlı çalışması zamanaşımının işlemesini durdurmaz. Bu sebeple, işçinin iş sözleşmesi süresince doğan ücret alacaklarına ilişkin davalarda beş yıllık zamanaşımı iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren başlamayacaktır. İş sözleşmesinin sona erip ermemesine bakılmaksızın zamanaşımı süresi her ücret alacağı için ayrı ayrı işleyecek ve hesaplanacaktır.
2-)Yıllık ücretli izin alacağı açısından zamanaşımı süresi:
Yıllık ücretli izin alacağına ilişkin zamanaşımı süresi, 21.10.2017 tarihli değişikliğe kadar 4857 sayılı İş Kanunu’nda düzenlenmemişti. 21.10.2017 tarihine kadar, yıllık ücretli izin alacağının zamanaşımı süresi konusunda işten çıkış tarihine göre farklı süreler dikkate alınmaktaydı. Buna göre; Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce işten ayrılanlar için zamanaşımı süresi, 818 sayılı eski Borçlar Kanunu’nun 126/3 maddesi uyarınca 5 yıl olarak uygulanacaktır. Yeni TBK’nın yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra işten ayrılanlar için ise zamanaşımı süresi Yargıtay 9. HD’nin yerleşik uygulamasına göre 10 yıl olarak uygulanmaktaydı.
25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı Kanunla İş Kanunu’na ek 3. Madde eklenerek, yıllık ücretli izin alacağının beş yıl olacağı belirtilmiş ve yine aynı Kanunla eklenen ek 8. Maddeye göre de bu sürenin maddenin yürürlüğe girdiği 25.10.2017 tarihinden sonra işten çıkanlar için uygulanacağı belirtilmiştir. Yıllık ücretli izin alacağına işleyecek zamanaşımı süresi, İş Kanunu madde 59/1’e göre, iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır.
Tüm bu anlatılanlara göre yıllık ücretli izin alacaklarında zamanaşımı süresi 01.07.2012 tarihinden önce işten çıkanlar için 5 yıl, 01.07.2012-25.10.2017 tarihleri arasında işten çıkanlar için 10 yıl, 25.10.2017 tarihinden sonra işten çıkanlar için 5 yıl olarak uygulanacak ve bu süreler, iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır.
3-)Kıdem, ihbar, kötü niyet ve ayrımcılık tazminatı açısından zamanaşımı süresi:
21.10.2017 tarihli değişikliğe kadar gerek 1475 sayılı kanunda gerekse de yürürlükteki 4857 sayılı İş Kanunu’nda kıdem ve ihbar tazminatı alacağına uygulanacak zamanaşımı süresi düzenlenmemişti. Yargıtay içtihatlarına göre kıdem ve ihbar tazminatı, ücret alacağı kapsamında olmadığından, İş Kanunu madde 32’nin uygulanamayacağı ve Türk Borçlar Kanunu madde 146’daki 10 yıllık genel zamanaşımı hükmünün uygulanacağı kabul edilmekteydi. Bu genel zamanaşımı hükmü, diğer tazminat kalemleri (kötü niyet tazminatı, ayrımcılık tazminatı) açısından da uygulanıyordu. 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı Kanunla İş Kanunu’na ek 3. Madde eklenerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve ayrımcılık tazminatı açısından zamanaşımı süresi açıkça düzenlenmiş ve bu tazminat kalemleri beş yıllık zamanaşımı süresine tabi tutulmuştur. Kıdem ve ihbar tazminatı ücretleri de tıpkı yıllık ücretli izin ücretinde olduğu gibi, işçinin iş sözleşmesinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanacak şekilde sona ermesiyle muaccel hale gelir ve zamanaşımı süresi de bu tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Aynı durum kötü niyet ve ayrımcılık tazminatı açısından da geçerlidir.
25.10.2017 tarihli değişiklik ile kanuna eklenen ek 3. Ve 8. maddeler doğrultusunda 25.10.2017 tarihinden önce iş sözleşmesi sona erenler için TBK 146’daki genel zamanaşımı süresi olan 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır. 10 yıllık süre, sözleşmenin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. 25.10.2017 tarihinden sonra ise İş Kanunu ek madde 3’e göre söz konusu tazminatlar için zamanaşımı süresi 5 yıl olmuştur. Buna göre, 25.10.2017 tarihinden sonra iş sözleşmesi sona erenlerin tazminat alacakları için zamanaşımı süresi 5 yıldır ve bu süre yine iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Fakat ek madde 8/2’ye göre, 25.10.2017 tarihinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı süresinin henüz dolmamış kısmı, ek 3 üncü maddede öngörülen süreden -beş yıldan- uzun ise ek 3 üncü maddede öngörülen sürenin geçmesiyle yani beş yılın geçmesiyle zamanaşımı süresi dolmuş olacaktır.
İşe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti açısından zamanaşımı süresi:
Sana yardım edelim! Şimdi Ara: +90 216 442 05 15
[email protected] Pzrt – Cm 09:00-18:00
